http://www.google.com/addurl.html.

« Önceki |

4/11/2009

BU YAZIYA DİKKAT....

 

''Şeytani'' bir eylem: GDO
   
01 Kasım 2009 00:50
(GDO)Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarlar insanlık için önemli bir sorun olmakta... Özgün Duruş gıdalar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kemal Özer'le GDO`yu konuştu.
Abdulaziz Tantik / Özgün Duruş Gazetesi

İnsan, yiyerek varlığını sürdürebilme imkanına sahiptir. Yiyecekleri kontrol altına aldığınızda insanlığın geleceğini ipotek altına alabilirsiniz. Bugün yaşadığımız hastalık çeşitleri ve organizması üzerine oynanmış gıdalar, yeni hastalıkların piyasaya çıkmasına neden olabilmektedir. Kısırlaştırıcı özelliği ve tohum sahibine sağladığı bağımlılık, ticari ve siyasi sorunların hazırlığı sayılabilir. İnorganik gıdaların, maliyet yükselişine yaptığı katkı ve toprağın florasını değiştirmesi, giderek insanlık açısından çok önemli bir sorun haline gelmektedir.

Kemal Özer, yıllarını bu işlere adamış bir aksiyon insanıdır. Sivil toplum kuruluşlarındaki mücadelesi ile birlikte gıda üzerine çalışmaları da devam etmektedir. İşte okuyucularımızı bu önemli hakikatle buluşturma adına GDO ve etrafındaki sorunları Kemal Özel ile söyleştik.

Kemal Bey, sivil toplum kuruluşlarında insan hakları üzerine çalışmalarınızı, Tüketiciler Birliği Başkanlığı yaptığınızı ve uzun süreden beri gıda politikaları üzerine çalıştığınızı, halen Gıda Hareketi Genel Başkanı yürüttüğünüzü biliyoruz. Ayrıca www.timeturk.com Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirildiniz. Ama gıda politikaları ve GDO ile ilgili araştırma ve çalışmalarınız devam ediyor. Malumunuz Henry Kissinger’ın manidar bir cümlesi var: “Petrolü kontrol ederseniz ulusları, yiyeceği kontrol ederseniz insanları kontrol altına alırsınız”. Bu sözün taşıdığı muhteva ve gıda politikalarını nasıl etkiliyor?

İfade ettiğiniz Kissinger’e ait cümle 1974 yılında ABD Başkanına sunulan raporun özet cümlesidir. Petrolü kontrol etmek insanları kontrol etmek anlamına gelmiyor. Fakat insanları kontrol etmeye başladığınızda petrolü de, ulusları da kontrol etmiş olursunuz. ABD’nin dolayısıyla dünyanın gıda politikasını Rockefeller grubu belirliyor. Rockefeller’in yürüttüğü projenin başında ise Kissinger var. Tüm kurgu, gıda üzerinden dünyaya hâkim olma. Son zamanlarda Rusya bu rolden pay alma gayretinde. Bu süreç Kissinger’in raporu ile değil, 1902 yılında Afro-Amerikalıların nüfus artışını kontrol altına alma fikri ile başlar. Projenin başarılı olması üzerine ikinci adım olarak gıda bir savaş aracına dönüştürülür.

1950’lere gelindiğinde Rockfeller grubunun ünlü ‘Yeşil Devrim’i hayat geçirilir. Yeşil devrim ise dünya nüfusunu kontrol etme, istenmeyen ırkları ortadan kaldırma ve ülkeleri birkaç şirkete bağımlı hale getirme projesi olarak özetlenebilir.

Kontrol dışı kalınabilir mi? Kalınıyorsa bu neye bağlıdır?

Kültürel yapı, inançlarının sağlamlığı, coğrafi özellikleri gibi birçok neden sayılabilir. Bunlara Türkiye, İran, Hindistan, Nijerya, Meksika ve Bangladeş, Brezilya, Pakistan, Endonezya, Filipinler, Kolombia, Tayland, Mısır, Etiyopya gibi bu işin önemli laboratuar alanı ülkelerini de eklemek gerek. Nerede hareketli bir toplum varsa orada onları kısırlaştıracak ve durduracak çalışmalara imza atmaktan kaçınmıyorlar. Eskiden bizim okullarımızda süt tozu, yağ vb. yiyecekler dağıtılırdı. Herkese şu an da olduğu gibi zorla aşı yaparlardı. Aşıların menşeine baktığımız zaman ezici çoğunluğu domuz ürünü olmasıdır. Malezya’da, aşıları domuz ürünlerinden arındırma projesi uygulanmaya çalışılıyor. Bu aşıların diğer önemli sorunu ise hemen hepsinin kısırlaştırıcı özellikte olmaları. Yani size grip olmayacaksınız diye bir aşı yapıyorlar ve siz hem grip oluyorsunuz hem de kısırlaşıyorsunuz.

Bugün Ülkemizde Her Dört Kişiden Biri Kısır

Aşılar bu kadar kısırlaştırıcı özelliğe sahip ise bunun istatistiklerce görülmesi gerekmez mi? Mesela, 1950’li yıllarda ve bugün 2009 yılında kısırlıkla ilgili bir veri var mı?

Birçok canlı türünde olabileceği üzere insanların çok azının kısır olması doğaldır. Bu fıtri bir durumdur. Tek cinsten kaynaklanacağı gibi her iki cinsten de kaynaklanabilir. Ülkemizde 1970’lerde yüzde 2 olan kısırlık, 2009’a yüzde 25’e ulaşmış durumda. Yani dört kişiden biri kısır.

Bu kısırlığın tedavisi mümkün müdür?

Bir kısmı evet. Peki, tedaviyi kim ve hangi ilaçlarla yapıyor? Kısırlaştırmayı yaygınlaştıranların ürün ve yöntemleriyle! Çünkü nasıl kısırlaştırdıklarını bildikleri için nasıl tedavi edeceklerini de iyi biliyorlar. Tabiî ki bu yöntemle doğan çocukları neler bekliyor henüz bilmiyoruz.

Ticari Hesapların Kurbanıyız…

Burada çok yönlü bir ticaret mi var?

Elbette. GDO’lu kısır tohumları; insani, bitkisel ve hayvansal ilaçları; gübre ve tarım makinelerini üretenler ve bunlara finans sağlayanlar hatta petrolü kontrol edenler aynı şirketler! Bunun arkasında evrene hâkim olma ve kontrol etme arzusu var. Çünkü evren; bitki, hayvan, insan, iklim hepsi bir bütünün parçaları.

Organik üretimden inorganik üretime geçişi bu bağlamda mı değerlendirmeli?

Kuşkusuz! William Engdahl’ın tabiriyle kısır tohumların sahipleri ‘mahşerin dört atlısı’ insanlığın ortak malı tohumların patentini alarak kendi mülklerine geçirmekte. Ardından ürettikleri ilaç ve gübrelerle organik hayatı sona erdirerek inorganikleştirmeye çalışıyorlar. Bu gün büyük ilaç firmalarının sahipleri bu tohum devleri.

Tohum ve İlaç Firmaları Dünya Hakimiyetini İstiyorlar…

Şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor: Bu firmalar tam olarak ne yapmak istiyor? Amaçlarında başarılılar mı?

İstenmeyen ırkların ortadan kaldırılması gibi vahşi bir planın yanı sıra çok amaçlı ve çok yönlü bir projeden söz ediyoruz. Bir milyar aç insandan bahis açarak diyorlar ki; dünya bu kadar nüfusu barındıramaz. Doğum kontrolü yapmalıyız. Yani kendilerini rab yerine koyuyorlar. Biraz düşündüğümüzde bu projeye başlattıklarında yüz milyon aç insan olduğu halde, GDO sayesinde aç insan sayısı 1 milyara yükselir. Ekonomik refahın artacağı iddiasının da büyük bir yalan olduğu, son beş yılda 250 bin Hintli çiftçinin intiharı ile ortaya çıkmıştır. Üretim artacak maliyet düşecekti. Üretim arttı fakat üretim maliyetleri birkaç kat arttı. GDO’lu tohumların ekildiği toprakları kaybettik. Dünya artık en az 30 ülkede organik tarım alanını kaybetti. Dünyanın 300 milyar hektarlık tarım alanının en az yarısında GDO’lu tarım yapılıyor ve en az 1 milyon çiftçi bu şirketlere borçlarını ödeyemedikleri için karın tokluğuna çalışan köleler halinde. Kısaca dünyayı kendilerine köle yapmak istemişlerdi bunu da başardılar.

GDO konusunda yeterli bilgisi olmayanlar için konuyu biraz açar mısınız?

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ifadesinin kısaltılmış haline GDO diyoruz. İngilizce kısaltması GM veya GMO’dur. Bir canlının fıtri yani doğal haline müdahale edilerek laboratuar şartlarında genlerinin değiştirilmesi işlemidir GDO. Kur’an’ın tabiriyle ‘şeytani bir eylem.’

Yediğimiz Ürünlerin Genetiği Değiştirilmiş

Doğalı tümüyle ortan kalkmış GDO’lu ürünler var mı?

Dünyada soya, pamuk, mısır gibi bazı ürünlerin tümü artık GDO’lu. Mesela son yıllarda her yerde görmeye başladığımız alkol gibi bağımlılık yapan mısırlar, Epicyte’in geliştirdiği sperm öldürücü GDO’lu ürünler olup, değişiklik ABD Tarım Bakanlığı tarafından finanse edildi. Bu ürün şu anda Monsanto’nun tekelinde. Kolza diye bilinen yağlı bitki zaten yüzde 100 genetiği değiştirilmiş ve adı da artık Kanola olarak bilinen tehlikeli bir bitki. Bunların yanı sıra kesmece denilen karpuzlardan, sayısız sebze ve bitki artık önemli oranda GDO’lu.

Karpuz örneğini biraz açsanız!

Karpuza büyüme geni, hızlı büyüyen bir bitki veya hayvandan; kırmızı rengi, kırmızı bir böcekten; dayanıklılık geni sert kabuklu bir hayvan veya canlıdan transfer ediliyor. Gen yapısı değiştirilen karpuz tohumu hızlı büyüyen, geç bozulan, olgunlaşmadan kırmızılaşan, daha kalın kabuk az çekirdekli ve karpuz tadı içermeyen bir ürüne dönüştürüldü. Eskiden karpuzun bir kısmı bembeyaz olurdu. Artık hepsi kıpkırmızı ve ‘kesmece’ olarak satılıyor. Toplum sağlığının bozulması, tohumcunun işine yarıyor. Çünkü ilaç satacak. Toplum sağlığı da eğitimsiz her şeye kazanç gözüyle bakan çiftçilerin umurunda değil.

Satılık Hastalıklar Dünya Ticaret Örgütü Marifeti

İşin ticari tarafını güzel izah ettiniz. Bu olayın siyasi ve sosyal tarafı da vardır herhalde…

Elbette ki bu işin siyasi, sosyal ve toplumsal tarafları da var. Burada insanlığa ait tohumların birkaç şirketin özel mülkiyetine geçirildiğinin altını kalınca çizmek gerekiyor. Bu küresel güçler ya da bu küresel güçlerin yönettiği BM Tarım Örgütü, BM Sağlık Örgütü ve özellikle de Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla sizinle masaya oturduklarında ya bunların isteklerini yerine getirmek ya da açlığa razı olmak zorunda kalırsınız. Öte yandan insan genleri üzerinde yapılan tüm çalışmalarda bu güçlerin kontrolündeki çalışmalardır. İnsanın fizyolojisinde bu yiyeceklerin neler yapacaklarını laboratuar çalışmalarında tespit ettiklerinden dolayı, tedaviyi de tekellerine almışlar. Böylece piyasaya ‘satılık hastalıklar’ denilen gerçekte olmayan hastalıklar ya da gerçekte regl ve ergenlik gibi fıtri olaylar hastalık gibi gösterip ilaç pazarlamaktalar.

Bunları somutlaştırarak söylersek eğer; kuş gribi, domuz gribi vb. “yeni hastalıklar,” bu güçlerin yönettiği DTÖ gibi örgütlerin işi mi diyorsunuz?

Kesinlikle böyle diyorum. 1974’de tohum firmalarının önerisiyle kurulan Dünya Ticaret Örgütü, tıpkı BM Güvenlik Konseyi gibi 5 daimi üyesi olan ve kararları 133 üye devleti bağlayan son derece tehlikeli bir örgüt. Tarım, Sağlık ve Ticaret örgütünü hepsi bu güçlerin kontrolünde ve bunların çıkarları doğrultusunda karar alırlar. Kuş gribi, domuz gribi gibi bu tür sanal hastalıklar bunların baskısı ile yaygınlaştırılıyor. Bizim Sağlık Bakanı’nın kâhinlik mesleğine soyunup şu zamana kadar kişinin hastalanacağı şu kadar kişinin de öleceğini söylediği ifadeler DTÖ’nün bakanın okuması için önüne koyduğu dayatmadır.

Küresel Gücü Temsil Eden Şirketler

Bu örgütlerin arkasında duran bu küresel güçler kim?

Bunlar temelde dünyanın derin devleti demekte hiçbir beis olmayan organik ya da inorganik olarak Rockefeller’e bağlı Monsanto, Pioneer, DowAgroSciences, Sygmenta adlı firmalar. Bunlara Bayer gibi batılı ilaç ve gıda firmalarını da eklemek lazım. Tarım Bakanı ‘tohumumuzun önemli kısmını kendimiz üretiyoruz’ diyor. Sermaye, lisans, mülkiyet yabancının olduğu halde ‘ben üretiyorum’ diyorsunuz. Başına bizden birini koyunca bu bizim olmuyor! Bu şirketler Türkiye’nin her tarafını örümcek ağı gibi sarmış durumdalar.

Anlattıklarınız bu güçlerin aynı zamanda kıyamet senaryoları olarak bilinen bir projenin de mimarları olduğu duygusuna itiyor. Armageddon ve benzeri eskatolojiler buna dâhil mi? İnsanlığın sonu senaryoları vb…

Ebu Gureyb Cezaevi Dünyanın En Eski Tahıl Ambarı

Bütün bunlar birbirini tamamlayan projeler. Bu tamamen fıtratın değişimi. Nisa Suresi 118-119’da Allah c.c. bunun ‘şeytani bir eylem’ olduğunu söylüyor. Fıtratın bu değişimi bir taraftan da bir kıyamet projesi. Tohumları depoluyorlar ve isim olarak da ‘Nuh’un Gemisi veya Kıyamet Deposu’ koyuyorlar. Irak savaşı asla bir enerji savaşı değil. Enerji, olsa olsa seçeneklerin en sonlarında yer alır. Ebu Gurayb cezaevi olarak meşhur olan o yer, Irak tarafından yapılmış dünyanın en değerli tohumlarının saklandığı tohum deposu idi. Savaşta ilk yağmalanan yer burası oldu. Buradaki tohumlar Norveç’teki Svalbord tohum deposuna taşındı. Buradaki işkenceler büyük mesajlar içeren bir eylemdi.

Bunun kanıtları var mı, çünkü bunlar çok önemli iddialar. Kanıtlanması gerekmez mi?

Tabii ki! Bunun kanıtlarını ‘Ölüm Tohumları’ isimli eserde yer alıyor. Ayrıca şu an Suriye ve İran üzerindeki baskının en önemli nedeni oradaki tohum depolarıdır. Bu ülkeler tohumlarından vazgeçerse batı onlarla dost olmaya hazır. Örneğin, Iraklılar Ebu Gureyb’deki tohumlar nerede diye bağırıyorlar; fakat herkes kör ve sağır. Niye insan hakları savunucuları, sivil toplum kuruluşları veya herhangi bir stratejik kurum bunu araştırmıyor?

Domuz Gribinin Aşısı Yoktur

Bu domuz gribi hikâyesine dönelim. Sizde kısmen temas ettiniz Sağlık Bakanlığı her üç kişiden birinin domuz gribi olacağı kehaneti, okulların tatil edilmesi, hac ibadetinin dondurulması gibi iddiaları. Nedir bu meselenin aslı?

Bakanın içine düştüğü durum son derece trajik komik. Küresel güçlerin oyuncağı olmuş durumda. Meksika ormanlarındaki bir laboratuarda geliştirilen bu virüsün ABD’nin tezgahı olduğunu görmemek için kör olmak yetmez. Aynı zamanda kukla olmak gerek. Kuş gribinden ders almayan bir ülkenin içine düştüğü durum incitici. Bu gribin var olduğunu düşünsek bile aşı bulunmadan sipariş vermek mantıklı bir izah olabilir mi? Bulunduğunu öngörsek insan üzerinde nasıl bir etki yapacağı araştırılmadan 48 milyon adet aşı sipariş etmek, küresel güçlerin oyuncağı olmak değil midir? Ya şu kadar insan ölecek demek bir Sağlık Bakanına yakışır mı? Yoksa bakan Azrail’inden haber mi alıyor? Bizim ne zaman öleceğimizi de biliyor mu acaba? Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Bu oyun tümüyle ABD’nin çok derin projesidir. Kimileri meseleyi para ile izah etmeye çalışabilir. Meseleyi para meselesi olarak görmek gerçeğin bütününü görememektir.

Peki, gazete ve televizyonlarda yayınlanan domuz gribinden öldü haberlerini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu immun sistemi zayıf ya da başka hastalık taşıyan bazı kimselere bilgisi dışında bulaştırılmış ve çeşitli projelerin içinde farklı ülkelere gönderilerek farklı ülkelerde virüs ulaştı dedirtmek için gösterilen bir oyun. Bu ölümlerin domuz gribinden olduğu konusunda hiçbir belge yok. Dünya Sağlık Örgütü, bu hastalıktan bir buçuk milyon insanın ölümünü öngörüyordu. Altı ay geçti ve ölen sayısı son derece sınırlı. Bunların da bu virüsten öldüğü kesin değil. Bu tutmadı. Şimdi bizim bakana sormak lazım bu verilere nasıl ulaştın? Bu kadar aşıyı kaç liraya aldın ve ne zaman ihale yaptın?

2/11/2009

SAĞLIKLI VE UZUN ÖMÜR YAŞAMA SIRLARI(Wellness)

HALDUN KESKIN


Şifa Kaynağı : ZEYTİNYAĞI
Sizden gelen talep üzerine kampanyamız devam ediyor
HASAD ŞENLİĞİ KAPSAMINDA SİTEMİZDEKİ FİYATI NE OLURSA OLSUN
5 KILOGRAM ZEYTINYAĞI+ SABUN + ZEYTİN 50 TL
KARGO BİZE AİT EVE TESLIM

"İncire ve zeytine andolsun." (Tin Suresi, 1)

Zeytin... Sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyan bir mucize…

Çok eski çağlardan bu yana tüketilen zeytin, zamanla önemini daha da arttırmış, sofralardaki daimi yerini alarak insan sağlığının önemli bir koruyucusu olmuştur. Besin değeri oldukça yüksek olan zeytin, aynı zamanda yağıyla da sağlığa olan katkısını arttırmaktadır.

Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikayetlerinin çoğalması, bu mucizevi besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır. Allah zeytinle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

"Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır." (Nahl Suresi, 10-11)

Besin Kaynağı: Zeytinyağı

Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir gıda değil, bunun yanında yüksek kaloriye sahip önemli bir besin kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı sıra zeytinin yağı da, önemli bir besin kaynağıdır. Kuran'da zeytin ağacının yağına şu ayetle dikkat çekilmiştir:

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir." (Nur Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette "mubareketin zeytunetin" ifadesiyle, zeytin "bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan" anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir. "Zeytuha" ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, tüm katı yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen yağ türü olarak bilinmektedir. Zeytinin ve zeytinyağının sağlık açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ve Damar Sağlığı Üzerindeki Faydaları:

Zeytin ve zeytinyağının içinde yağ asitleri bulunur. Bu asitlerin çoğu vücut için zaruri olan tekli doymamış omega-6 (linoleik asit) yağlarıdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır.

Bu konuda yapılan çalışmalarda, 1 hafta boyunca her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı tüketen insanların kolestrol düzeylerinde son derece olumlu sonuçlar elde edilmiştir... Antioksidanlar, vücudumuzdaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücrenin tahrip edilmesini engelleyen son derece önemli maddelerdir. Düzenli zeytinyağı kullanan insanlarda yüksek antioksidan seviyeleri izlenmiştir. Ayrıca zeytinyağının kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma ile de tasdik edilmiştir.

Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. Bu yanlış beslenme alışkanlığı Akdeniz diyeti yani zeytinyağı tüketimi ile düzeltilebilmektedir. Zeytinyağı kandaki kolesterolü düzenlediği için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun yanı sıra zeytinyağı omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü bu oranlardaki dengesizlik durumunda hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan Kalp Birliği, kalp hastalığı riskini azaltmak için yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı diyete bir alternatif olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Kanseri önlemedeki rolü:

The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda zeytinyağı tüketen kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir. New York'ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlarda bulunan bir madde olan ß-sitosterol'ün prostat kanser hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı olabildiğini kanıtlamıştır. Araştırmacılar ß-sitosterol'ün hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.

Oxford Üniversitesi'ndeki doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının bağırsak kanserine karşı koru- yucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Doktorlar zeytinyağının bağırsak kanserinin başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı zamanda zeytinyağının safra asidi miktarını azaltarak ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek, anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu keşfetmişlerdir.

Ayrıca araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı ve sebze yiyen insanlarda, eklemlerdeki kronik bir hastalık olan romatizmal arterit (atardamar enfeksiyonu) geçirme riski azalmaktadır.

Kemik gelişimine yardımcı olması:

İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyum kaybını engelleyerek kemikleri güçlendirmesi bakımından zeytin oldukça önemlidir. Zeytin, yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir; çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca minerallerin kemiklerde çökmesini sağlayarak kalsiyum kaybını da engeller. Kemikler organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan zeytinin iskelet sistemimiz üzerinde çok olumlu katkısı vardır. (Harun Yahya, Koku ve Tat Mucizesi)

Yaşlanmayı önlemesi:
Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinlerle beraber bedenimize "serbest radikal" denilen bazı maddeleri de alırız. Zeytinyağı, başta E vitamini olmak üzere, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.

Tansiyon düşürücü:

Archives of Internal Medicine dergisinin 27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma, zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

İç organlara faydaları:

Zeytinyağı mide asidini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. Ayrıca içindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan arınmasını kolaylaştırır. Bunların yanı sıra beyin damarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır.

Yüzyıllar Öncesinde Bildirilen Gerçek…

Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını esas alan beslenme modelinin en ideal model olduğunu düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah'ın pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları, ancak tıp biliminin gelişmesiyle keşfedilmiştir.

Besin Uzmanlarının ve Tıp Dünyasının Mucize Besini Keşfi...

Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. Uzmanların yorumlarından bir kısmı şöyledir:

 

Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji Bölümü Başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos: "Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi." "Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir: Prostat, göğüs, kolon, pullu hücre ve yemek borusu tümörleri."

Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden biri, CNN'in ödüllü muhabiri, The Food Pharmacy (Besin Eczacılığı) ve Food-Your Miracle Medicine (Besin- Mucize İlacınız) adlı kitapların yazarı ve uluslararası bir köşe yazarı olan Jean Carper: "İtalyanlar tarafından yapılan yeni bir araştırma zeytinyağının, LDL kolesterolünün atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere bazı hastalık süreçleriyle savaşan ...antioksidanlar içerdiğini bulmuştur."

Diyetisyen ve beslenme uzmanı, The Pyramid Cookbook: Pleasures of the Food Guide Pyramid (Piramit Yemek Kitabı: Besin Rehberi Piramidinin Lezzetleri) adlı kitabın yazarı olan Pat Baird: "Zeytinyağının çok yönlülüğü... Uzun zamandır var olan zeytin ve onun beden sağlığına olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var."

Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden D. Peck: "Zeytinyağının bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkarılmıştır..."

Milano Eczacılık Fakültesi'nden Bruno Berra: "... natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri LDL'nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde artırır."

II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini: "Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki glikozun daha iyi kontrolünü sağlar."

Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu'ndan Frank Sacks: "Zeytinyağı açısından zengin bir diyet aşırı şişmanlığı kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır çünkü güzel bir tadı vardır."


Çocukların gelişimine katkısı:

Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur.

Zeytinyağı vücudumuzdaki zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önleyen antioksidan elementleri ve insan için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna yardımcı olurlar.

Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer, dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağ asitleri açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı kılmaktadır.

Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.

Saygılarımızla
Gülümser & Haldun Keskin
SAGLIK ICIN SIZMA ZEYTINYAGI
==================================================================
keskinlergenpa.com
TURKIYE'NIN EVE TESLIM SAGLIKLI DOGAL ALISVERIS SITESI
SİTEMİZE  Üye Olun Avantajlarımızdan,Süprizlerimizden Faydalanın.
 
BİLGİ VE SİPARISLERINIZ ICIN YAZIŞMA ADRESİMİZ
keskinlergenpa@gmail.com
Merkez Çarşı. 50. Sokak. No 6 AKHİSAR
Akhisar Vd. 548 000 42 27
0 236 412 61 62
KESKINLER GENPA ÇAGRI MERKEZI
0 532 265 89 00

31/10/2009

BEN DİYORUM Kİİİ!

       Ben diyorum ki ,Ben televizyon sahibi olsam,topluma,faydalı olabilecek,hem güldürecek hemde düşündürecek programlar yapardım.Allah aşkına sıkılmadınız mı dövüşlü,ihanetli,argolu yarışmalar,dizler sunmaya.
             Doğruya TÜRK MİLLETİNE NE VERİRSEN KABUL EDER zihniyetiniz var.değilmi? İnsanların son yıllarda aşırı bir şekilde uç noktalara gelmesinde tv rolü çok büyük.Eskilerde diziler olurdu aile kavramı,dostluk,şenlik,esprili,düşünürken ağlatan,ağlatırken güldüren nerde onlar.Hele hele şu yarışmalar yok mu.cıvığı çıkmış yarışmalar.İnsanları kaosa sokan yarışmalar.Bence yarışma yapıldığı zaman emek sarfetmeli beyni çalıştıran yarışmalar olmalı.Mesala bilgi yarışması yapın bir kişiye vermeyin ödül 3 kişiye verin.1.2.3. olamazmı.İnsanlar bilgisini konuşturun.Birde yarışmaları sunan sunucuları türkçeyi güzel konuşanlardan seçin.
      Kurum yarışmaları yapılsın.Mesala işçiler yarışıyor.mesela memurlar yarışıyor,hatta hatta belediye başkanlarını bile yarışma ya alın.:)) olmazmı ? ne güzel olur.
 Düşününce güzel şeyle üretilebilir.Yeterki samimi olunsun.Tv lerde artık insanların toplumu aileleri sarsacak ne dizi nede sinema nede yarışma.Kendimizden korkmaya başladım.Nereye gidiyor bu insanlar.Bizden sonraki nesile ne bırakıyoruz.Yozlaştırılmış bir kültürmü.Dikkat ederseniz hep eskilerden bahsederken hala canakkaledeki savaşlardan,hala osmanlının devlet yönetiminden,atatürkün liderliğinden bahsediyoruz.Saolsunlar bizden öncekiler biz onurlanacağımız bir şeyler bıraktılar.Peki biz ne bırakıyoruz.Zıvanadan çıkardığımız gençlik,okuyanında işsiz olduğu,psikolojisi bozulmuş nesil.ne anlatacak kendinden sonraki nesillere onu merak ediyorum.Elimizi taşın değilde kayanın altına sokmamız lazım artık.Hakikatten ben bu cahil aklımla gençliğin ziyan olduğunu ve bu ziyanlığın fatırasını çok ağır ödeyeceğimizi hissetmekteyim.Dilerim yol yakın ken geri döneriz.Tıpkı    Çevremizi,dünyamızı geri dönüşümle kurtarmaya çalışıyoruz.Geençliğede bir geri dönüşüm yapalım diyoruz.

   Hayat okadar kısa ki..




31/10/2009

SHOW TV KABAK TADI VERDİ.

   Son zamanlarda bünyesinde çalıştırdığı kişilere maaşlarını veremeyen show tv,Acunun varmısın yokmusun proğramında para dağıtması ilginç.

     Bünyesinde ,sabahlara kadar çalıştırdığın insanları es gececeksin,sonrada hayır göreceksin.SHOW TV gündemde olanlara  maaşlarını veriyor.Ama gel gör ki sesini çıkaramayan garipler milletten borç para alarak işe geliyorlar.Bu insanlar 2 aydan beri maaşsız istanbul gibi bir yerde ne yer ne içer diyen yok.Ama Acun saolsun 500 milyarı veriyor.Ben onların yerinde olsam mademki maaş veremiyorsunuz bari yarışmaya katılsınlar.belki şansları güler.Diyeceksiniz ki bu olayı nerden biliyorsun.Orada çalışanlardan biride benim akraban.Adam iki aydan beri maaş alamadıklarını,okuyan cocuklarının yüzüne bakamaz hale geldiklerini,işe giderken esnafta borç para oda nezamana kadar.Banka kredi kartlar artık show tv maaşımı verirse sizde alırsınız diyormuş.nediyecek adam başka.
 Herkesin başına gelebilir.Ama bazılarını kayırıp maaşlarını tıkır tıkır veriliyor.İllaki ortalığımı karıştırmak mı lazım.?İnsan nediye çalışır geçinmek için.Dilerim bu iş uzun sürmez.İnsanlar artık en ufak olaylarda bile çıldırma noktasına gelmiş.Dikkatli olmak lazım.

        

    

30/10/2009

EL BİRLİĞİ PROJESİ(KAZANCA BİR ADIM)

      Uzun zamandır,maddi yönden sıkıntılarım oldu.Bu sıkıntılı dönemlerde internetten araştırma yapmaya başladım.İnsan çaresiz kalınca kendi bile şaşıryor inanın.Nelere muracat etmeyi.

    Artı işte evde blgisayarın başında bu borçlardan nasıl kurtulurm diye didiniyor ve internette tıklamadım yer kalmadı.Bütün internetten para kazanma reklamlarını tıklıya tıklıya parmaklarıma nasırlar oluştu.Malum birde stres tabiiki.
 Sözü uzatmayayım.Google arama motoruna şöyle bir yazı yazdım.BORÇLARDAN KURTULMA YOLU NEDİR DİYE..Baktım epey yol gösteren var:)) Benim dikkatimi www.Dev-proje.net  tıkladım okumaya başladım.Baktım mantıklı.Borçlardan kurtulmanın yolu elbirliği ile olacağını ve bunun içinde Üye olmam gerektiği,verilecek talımatları aksatmadan yerine getirdiğim taktirde olumlu olacağını,yazıldı.Düşündüm.epey tıklamadığım yer kalmadı.üye olmadığım sitede kalmadı.Mantığımada uydu.Güzel bir ekip ve hızla büyüyen bir ekip,sorunlarımıza anında cevap verecek bir ekip, ve katılmaya karar verdim.Arkadaşlarımıda önerdim.

       Ben bedava siteden yararlandım.Bu siteme kim tıklar reklamlarıda kim izlerse kazanıyorsun.Buarada googlenin adsense para kazanma olayındanda yararlanıyorsun.İşin özü arkadaşlar Akşama kadar bilgisayarın önünde lay lom sohbetler yapıyoruz.En azından zamanımızı para döndürebiliriz.Zaman ziyanlığı kadar kötü bir şey yok.Denekten bir şey kaybetmessizniz.Kim bilir HAYAT BAZEN UMMADIĞIN YERDEN SANA ÖYLE BİR FIRSAT SUNUYOR Kİ..
Belki o sizsinizdir.:))

www.elbirligi.net   ziyaret edin.inceleyin.düşünün sonrada kararınızı siz vereceksiniz.Bizde

israr yok,tavsiye var.İsterizki hep beraber kazanalım.Müminler kardeştir.